İslam’da tevekkülün sadece Allah’a güvenmek değil, gerekli tüm tedbirleri aldıktan sonra sonucu O’na bırakmak olduğu vurgulanıyor.
İslam geleneğinde tevekkül, bireyin üzerine düşen tüm sorumlulukları yerine getirdikten sonra sonucu Allah’a havale etmesi olarak tanımlanır. Hz. Muhammed’in (sas) bir sahabeye devesini önce bağlamasını, ardından tevekkül etmesini öğütlemesi, bu kavramın tedbirle olan ayrılmaz bağını ortaya koymaktadır.
İslami kaynaklar, tevekkülün tembellik veya tedbirsizlik anlamına gelmediğini vurgular. Hz. Ömer’in (ra) çalışmadan sadece tevekkül ettiğini iddia edenlere karşı duruşu, gerçek mütevekkilin tohumunu ekip ardından Allah’a güvenen kişi olduğunu gösterir. Sebeplere sarılmak, ilahi kanunların bir gereği olarak kabul edilir.
Tevekkül, sadece zor anlarda değil, günlük yaşamın her aşamasında imanın bir yansımasıdır. Hz. Peygamber (sas), evden çıkarken okunmasını tavsiye ettiği dua ile müminin rehberlik, koruma ve ihtiyaçlarının karşılanması için Allah’a sığınabileceğini belirtmiştir. Ayrıca Uhud Savaşı gibi kritik süreçlerde ve Hz. İbrahim’in (as) ateşe atıldığı anlarda başvurulan Hasbünallâh ve ni’me’l-vekîl ifadesi, müminin sarsılmaz güvenini temsil eder.
İslam’a göre tevekkül, kişinin kendi iradesini ve gücünü kullanıp sonuçta Allah’ın vekilliğine sığınmasıdır. Bu anlayış, mümini şeytanın vesveselerinden koruyan ve ona tükenmez bir ümit kaynağı sunan temel bir yaşam disiplinidir.
Cuma Hutbesi, her hafta Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayımlanan güncel cuma hutbelerini, dua ve zikirleri, dini bilgileri ve Cuma mesajlarını bir arada sunan kapsamlı bir İslami içerik platformudur. Manevi hayatınızı zenginleştirmek için ihtiyaç duyduğunuz tüm içeriklere kolayca ulaşabilirsiniz.
Yorum Yap