1. İÇERİKLER

  2. DİNİ BİLGİLER

  3. Namaz Kılmak Neden Önemli? Namaz Kılmanın Önemi Nedir?
Namaz Kılmak Neden Önemli? Namaz Kılmanın Önemi Nedir?

Namaz Kılmak Neden Önemli? Namaz Kılmanın Önemi Nedir?

İslam’da namazın, namaz kılmanın ve namaza devam etmenin önemi nedir? Namazın önemiyle ilgili ayet ve hadisler nelerdir? İşte soruların cevapları...

A+A-

Namazın önemini anlatan hadisler ve hadislerin açıklaması...

1- Ümmü Seleme vâlidemiz şöyle der:

“Resûlullah Efendimiz’in son vasiyetlerinden biri şu oldu:

«Aman namaza dikkat ediniz! Aman namaza dikkat ediniz! Emriniz altındaki kişilerin haklarına riâyet ediniz!»
Peygamber Efendimiz bu sözleri o kadar çok tekrarladı ki, mübârek lisanı söyleyemez hâle gelince, bunları içten içe tekrar etmeye başladı.” (Ahmed, VI, 290, 315. Ayrıca bkz. Ebû Dâvûd, Edeb, 123-124/5156; İbn-i Mâce, Vasâyâ, 1; Beyhakî, Şuab, VII, 477/10542)

2- Ebü’d-Derdâ (r.a.) anlatıyor: Canımdan çok sevdiğim Resûlullah, bana şu tavsiyede bulundu:

“Param parça edilsen, ateşlerde yakılsan bile, sakın hiçbir şeyi Allah’a şirk koşma! Hiçbir farz namazını da kasden terk etme! Kim namazı bile bile terk ederse, o kişi Allah Teâlâ’nın himâyesinden ve hıfz u emânından uzak kalır.” (İbn-i Mâce, Fiten, 23)

HADİSLERİN AÇIKLAMASI

Namaz İslâm’ın en önde gelen şiârıdır. Müslüman ile gayr-i müslimi ayıran alâmet-i fârikâdır. O hâlde namaza ehemmiyet vermek ve ona büyük bir azimle devam etmek lâzımdır. Bunun için Resûlullah, son vasiyetlerinden biri olarak namaz üzerinde ısrarla durmuştur.

NAMAZIN ÖNEMİNİ ANLATAN AYETLER

Bu durum, Allah’a kulluğun temeli ve en açık ifadesi olan namazın, ne kadar büyük bir ehemmiyet taşıdığını açıkça gözler önüne sermektedir. Namazın önemini vurgulayan âyet-i kerimelerde şöyle buyrulur:

“Namazı dosdoğru kılınız, zekâtı hakkıyla veriniz, rükû edenlerle beraber rükû ediniz!” (Bakara 2/43)

“Âilene namazı emret! Kendin de ona sabırla devam et!..” (Tâhâ 20/132)

“Nefsini kötülüklerden arındıran, Rabbinin ismini zikredip namaz kılan, felâha erer.” (A’lâ 87/14-15)

CEHENNEME DÜŞEN İNSANLARIN İTİRAF ETTİĞİ İLK GÜNAH

Yüce Rabbimiz, namazın titizlikle muhâfaza edilmesini ve hiç fütûr gösterilmeden devamlı bir şekilde edâ edilmesini ister.[1] Namaz hususunda gevşek davranan kullarını ise azarlayarak acı bir azâb ile uyarır:

“Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını ciddiye almazlar, (gafletle kılarlar.)” (Mâûn 107/4-5)

 “Defteri sağdan verilenler cennetler içindedirler. Günahkârlara: «Sizi şu yakıcı ateşe sokan nedir?» diye uzaktan uzağa sorarlar. Suçlular derler ki: «Biz namaz kılanlardan değildik, fukarâya yemek yedirmezdik, bâtıla dalanlarla birlikte dalardık, ceza gününü de yalanlardık. Biz o hâl üzereyken ölüm gelip çattı.” (Müddessir 74/39-47)

Burada, Cehenneme düşen insanların îtiraf ettiği ilk günah, namazı terk etmeleri olmuştur. Sonra diğer günahlar gelmektedir. Bu, dikkat edilmesi gereken mühim bir husustur.

Resûlullah de namazın ehemmiyetini anlatmak maksadıyla şöyle buyurmuştur:

“En hayırlı ameliniz, namazdır…” (Muvatta’, Tahâret, 36)

“Cennetin anahtarı namazdır, namazın anahtarı da abdesttir.” (Tirmizî, Tahâret, 3/4; Ahmed, III, 340)

Allah Resûlü, namaz kılmanın kendilerine ağır geleceğini söyleyen inatçı Sakîf Kabilesi’nin temsilcilerine:

“Rükûsuz (namazsız) bir dinde hayır yoktur” buyurmuştur. (Ebû Dâvûd, Harâc, 25-26/3026)

KIYAMET GÜNÜ KULUN HESABA ÇEKİLECEĞİ İLK AMEL

Nebiyy-i Ekrem Efendimiz’in bildirdiğine göre:

“Kıyâmet günü kulun hesâba çekileceği ilk amel, namazdır. Eğer kul, namazlarını Allah’ın istediği şekilde edâ etmiş ise, felâha erer ve maksûduna nâil olur. Namazlarını edâ etmemiş veya gafletle kılmışsa, kaybeder ve hüsrâna uğrar. Şayet farzlarından bir şey noksan olursa, Azîz ve Celîl olan Rabbimiz:

«Kulumun nâfile namazları var mı, bakınız?» buyurur. Farzların eksiği nâfilelerle tamamlanır. Sonra kul diğer amellerinden de bu minvâl üzere hesâba çekilir.” (Tirmizî, Salât, 188/413; Nesâî, Salât, 9/462. Bkz. Ebû Dâvûd, Salât, 144-145/864)

Namazın ibadetler içindeki mevkîi ve ehemmiyeti o derece yüksektir ki, hastalık, yolculuk vb. fevkalâde durumlarda bile terk edilmesine izin verilmemiş, buna karşılık edâsı hususunda bazı kolaylıklar sağlanmıştır.

NAMAZ KILMAYANIN AHİRETTE ÇEKECEĞİ AZAP

İkinci hadisimizde, namazı bilerek ihmal edenlerin, Allah’ın himâyesinden çıkacağı bildirilmektedir. Böyleleri, dünyada tehlikelerle yüzyüze oldukları gibi âhirette de şiddetli bir azâba çarptırılırlar. Onların âhiretteki acı âkıbetini Resûlullah şöyle tasvîr eder:

“Bu gece rüyâmda iki melek gelerek beni kaldırdılar ve «haydi gidiyoruz» dediler. Ben de onlarla beraber gittim. Yanı üzerine yatmış bir adamın yanına vardık. Başka biri de elinde kocaman bir kaya ile onun başında duruyordu. Kayayı, yatan adamın kafasına vurup eziyor, taş bir tarafa yuvarlanınca arkasından gidiyor ve taşı alıp getiriyordu. O gelinceye kadar diğerinin kafası da iyileşerek eski hâline geliyordu. Adam, önce yaptığını aynen tekrarlayarak, yerde yatanın başını her defasında ezip duruyordu.

Yanımdaki iki meleğe:

«–Sübhânallâh, bunların hâli nedir?» diye sordum…

«–Anlatalım» dediler:

«–Kafası taşla ezilen adam var ya, o, Kur’ân’ı öğrendiği hâlde onu terk eden ve uyuyarak farz namazın vaktini geçiren kimsedir...” (Buhârî, Ta’bîr, 48; Cenâiz, 93)

Kur’ân okuyarak onunla amel etme hususunda ağır davranan ve uykuya yenik düşerek yatsı ve sabah namazının vaktini geçiren kimselerin âhirette göreceği çetin azap, Peygamber Efendimiz’e rüyâsında gösterilmiş, o da merhametle üzerine titrediği ümmetini îkaz buyurmuştur. Hiç şüphesiz, peygamberlerin rüyâsı haktır ve sâdık rüyâdır. Bu sebeple rüyâya istinâden anlattığı şeyler de aynen kabul edilmelidir.

Namaz kıldığı hâlde ihmalkâr davrananların hâli böyle olursa, ya hiç kılmayanların hâli nice olur, bir düşünmek lâzımdır?!

Hadis-i şeriften, ibadetlerin en şereflisini terk eden insanların, en şerefli âzâları olan başlarıyla azâp göreceği anlaşılmaktadır.

Âyet ve hadislerdeki bu îkazlar sebebiyle ashâb-ı kirâm, namaza çok ehemmiyet vermişlerdir. Meselâ Hz. Ömer (r.a), vâlilerine şöyle yazmıştır:

“Benim katımda en mühim işiniz namazdır. Kim onu ahkâmına riâyet ederek güzelce kılar ve vakitlerine dikkat ederse, dînini korumuş olur. Kim de namazı ihmal edip yitirirse, dînin diğer emirlerini daha çok ihmal eder.” (Muvatta’, Vukûtu’s-Salât, 6)

Misver bin Mahreme (r.a) şöyle anlatır:

“(Hançerlendiği zaman) Ömer’in yanına gittim. Üstüne bir örtü örtmüşler, kendinden geçmiş vaziyette yatıyordu.

Yanında bulunan kişilere:

«–Durumu nasıl?» diye sordum.

«–Gördüğün gibi…» dediler.

«–Namaza çağırın! Onu namazdan başka hiçbir şeyle korkutup uyandıramazsınız!» dedim.

Bunun üzerine:

«–Ey Mü’minlerin Emîri, namaz!» dediler.

Hz. Ömer (r.a) hemen:

«–Evet, vallâhi namazı terk edenin İslâm’dan nasîbi yoktur» diyerek ayağa kalktı ve yarasından kanlar akarak namazını kıldı.” (Heysemî, I, 295. Ayrıca bkz. Muvatta’, Tahâret, 51; İbn-i Sa’d, III, 35)

Bu misâller, dînin ihyâsında namazın ne kadar ehemmiyetli bir yer tuttuğunu gözler önüne sermektedir.

Namaza önem vermek, dînin mâhiyetini idrâk ile doğru orantılıdır. Dînî şuurda azalma olduğunda, bu hemen namazdaki dikkat ve titizliğe yansır.

İÇERİĞE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.